İçeriğe geç

Hangi cephede kimlerle savaştığımızı ?

Hangi Cephede Kimlerle Savaşıyoruz?

Hayat, tıpkı çocukken oynadığımız savaş oyunları gibi. Hepimiz kendi cephemizde birilerinin karşısına çıkıyoruz. Ancak, fark ettiyseniz, artık oyun oynamıyoruz, gerçek birer oyuncuya dönüştük ve oyunlar gerçek oldu. Hangi cephede kimlerle savaşıyoruz? sorusu ise, günümüz dünyasında belki de en doğru sorulardan biri. O kadar çok savaş alanı var ki, nereye adım atsak, bir cephe buluyoruz.

Cephedeki Rakip: Sabahın İlk Işığında Alarm

İzmir’de, 25 yaşında, biraz fazla düşünen, biraz fazla espri yapan biri olarak, her gün bir savaşa uyanıyorum. Alarm çaldığı anda başlıyorum savaşıma. “Biraz daha uyuyayım, ne olacak ki” diyorum, ama o birkaç dakika daha beni cehenneme sürüklüyor. O alarmı susturmak için verdiğim savaş, bir işgal gibi. Alarmı kapattım, ancak alarmın beni uyarıp tüm günümü mahvetme planı hala geçerli. Bu, sabah saat 7’de başladığım ilk savaşım. Hangi cephede kimlerle savaşıyoruz? derken, işte sabahın o sessiz ama bir o kadar da yıkıcı savaşını kastediyorum. Gerçekten, bu bir cephe savaşı!

“Ya bir 5 dakika daha…”

Bu 5 dakika aslında 45 dakika oluyor ve sonunda uykusuz bir şekilde kalkmak zorunda kalıyorum. Bu durum, geceyi bile kazanmış olmama rağmen sabah saatlerinde bir savaşın mağlubu olmama yol açıyor.

Cephedeki Rakip: Kendi İç Sesim

Bunu kabul etmek zor ama, en büyük savaşımız iç sesimizle. Sabah uykusuz kalktığımda, içimdeki ses şöyle başlıyor:

İç Ses: “Bunu yapacak mısın? Gerçekten mi? Bu kadar tembel olamazsın. Hadi kalk, yoksa bütün gününü mahvedersin.”

Ama sonra, başka bir ses devreye giriyor:

İç Ses (diğer taraf): “Evet ya, bir gün de tembellik yap, ne olacak ki. Hem, kimse mükemmel değil!”

İşte burada iki cephe arasında sıkışıp kalıyorum. Ne yapacağım? Kalkıp, sağlıklı bir kahvaltı yapacak mıyım, yoksa sıfır motivasyonla güne devam mı edeceğim? O günün mücadelesi, bu iki sesin arasındaki mücadelenin sonucuna bağlı. Ben de bir cephedeki savaşı kaybedip, sabah kahvesini alıp bilgisayarımın başına geçiyorum.

Cephedeki Rakip: İş

İş hayatı, sürekli karşılaştığımız başka bir cephe. Sabah ofise gittiğinizde, o kadar çok rakiple karşılaşıyorsunuz ki, iş yerinin içi tam bir savaş alanı gibi. Herkesin farklı savaşları var: Kimisi kariyerinin zirvesine ulaşmak istiyor, kimisi sadece hayatta kalmaya çalışıyor. Ama ortak nokta şu: Herkes, bir şekilde savaşıyor.

Bir gün toplantıdayım. Müdür, projeyle ilgili bir şeyler anlatıyor, ben ise kendi içimde “Bunu ne zaman bitireceğiz ya?” diye düşünerek zihinsel olarak başka bir cepheye çekiliyorum. Gerçekten, bazen işler o kadar karmaşık hale geliyor ki, kendi içimdeki savaş daha büyük bir anlam kazanıyor.

Müdür: “Bu projeyi yapmazsanız gerçekten çok zorlanacağız.”

Ben (içimden): “Yani, bu kadar zorlayıcı bir şey yapmasam mı? Hem sonuçta robot değilim. Benim de bir sınırım var.”

Tabii, bir yandan da, dışarıdan bakıldığında sanki her şey yolunda. Herkes savaşıyor, ama kimse bunu açıkça kabul etmiyor. Çünkü kabul etmek, zaten savaşı kaybetmek demek.

Cephedeki Rakip: Sosyal Medya

Bir diğer cephe ise, sosyal medya dünyası. Burası tam anlamıyla dijital bir savaş alanı. Herkes sürekli bir şeyler paylaşarak, diğerlerini bir şekilde yenmeye çalışıyor. Birinin mükemmel tatil fotoğrafları karşısında, aslında kendi hayatınızın bir anlamda küçük bir felakete dönüştüğünü hissediyorsunuz. O an, kaybetmiş hissine kapılabilirsiniz.

Ben (içimden): “Evet, tatildeyim, evet, harika bir plajda güneşleniyorum. Ama o kişi… o kişi mükemmel bir tatilde, o kadar mutlu ki, kendimi gerçekten sorguluyorum.”

Sonra birileri sizin fotoğrafınızı beğeniyor ve kendinizi bir şekilde kazanmış hissediyorsunuz. Sosyal medyada kazananlar ve kaybedenler arasındaki bu dinamik, tam anlamıyla bir savaş. Ama gerçek şu ki, herkes kendi cephelerinde savaşıyor ve herkes bu savaşı kazanma çabasında. Ancak gerçekte, kimse kazanmış sayılmaz.

Cephedeki Rakip: Aile İlişkileri

Aile içindeki ilişkiler de tam bir cephe savaşı alanı. Herkesin kendine göre düşünceleri, istekleri ve beklentileri var. En komik olanı ise, bazı aile üyelerinin birbirleriyle savaşıp, sonra ertesi gün her şeyin normalmiş gibi devam etmesi.

Mesela, annemle sürekli mücadele halindeyim. O, sağlıklı yemekler yapmam konusunda bana sürekli baskı yapıyor. Ama ben ne yapıyorum? Sadece pizza siparişi veriyorum.

Annem: “Oğlum, bu kadar fast food sağlıklı değil. Biraz daha dikkat et.”

Ben: “Annem, vücut spor salonu değil, gönlüm yemek salonu!”

Tabii bu bir espri ama içsel savaşı kaybediyorum. Anlatmak istediğim, bazen dışarıdan bakıldığında, bu tür küçük savaşlar komik gibi görünse de aslında bizi biraz da olsa yıpratıyor.

Cephedeki Rakip: Kendine Zaman Ayırma

Kendime zaman ayırma meselesi, sürekli karşılaştığım bir başka cephe. Kafamın içinde o kadar çok düşünce var ki, her birinin başka bir cephede savaşı var. Bir yandan hayatıma anlam katmaya çalışırken, diğer yandan rahatlama çabası içindeyim. Sonuçta, bir gün spor yaparken, diğer gün tamamen boş bir gün geçirmeyi tercih ediyorum.

Ben (içimden): “Düşünceler, iş stresim, sosyal hayatım, her şey! Kendime nasıl zaman ayırırım ki?”

Bu cephede gerçekten de kaybediyorum. Çünkü sürekli savaşıyorum, ama hiç rahatlamıyorum.

Sonuç

Hangi cephede kimlerle savaşıyoruz? sorusunun cevabı aslında çok geniş ve bir o kadar da derin. Sabah uykusuzluğuyla başladığımız savaş, iş yerindeki gerilim, sosyal medyanın baskısı ve aile ilişkileriyle devam ederken, sonunda kendimizle bile savaşıyoruz. Belki de bu savaşı kazanmanın en iyi yolu, bazen savaşı kabullenmek ve biraz rahatlamak. Çünkü sonuçta, hiçbir cephe sonsuza kadar sürmez.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
vdcasinogir.netTürkçe Forum